Wednesday, February 29, 2012

Müziği insanlara hediye paketi yapıp öyle sunuyorum

İlhan Erşahin'le Hürriyet USA için yaptığım röportajın tamamını paylaşıyorum. İyi okumalar.


“Müziği insanlara hediye paketi yapıp öyle sunuyorum, evlerine gidip paketi açıyorlar ve o müzik artık hep onlarla kalıyor. Kısacası, müziğimizin olumlu anlamda kalıcı etkileri olsun, insanlara bir şeyler katsın istiyorum. Bu sadece benim değil Nublu’nun felsefesi!” Müzisyen İlhan Erşahin, röportajımız sırasında bu cümleyi kurduğunda “Tamam” dedim; “Olay budur, müzik hakkında söylenmiş en muhteşem sözlerden birini canlı canlı duydum az önce.”



16 yaşında eline ilk defa aldığı saksafonu bugüne kadar bırakmayan, Norah Jones gibi bir müzik efsanesini keşfeden; ayrıca U-Roy, Erik Truffaz, Jane Birkin, Gilberto Gil, Athena, Duman gibi birçok yabancı ve Türk müzisyenle çalışan; artık bir New York efsanesi halini alan Nublu isimli mekanında 2002’den beri insanlara müzik ziyafeti yaşatan, 2005 yılında kurduğu Nublu Records ile piyasaya birçok yeni yetenek sunan Erşahin gerçekten dendiği kadar varmış… Mütevazı, rahat, esprili, neşeli ve fazlasıyla pozitif.

İlhan Erşahin ile yeni çıkacak albümü ‘Istanbul Sessions Night Rider’, Nublu Records’un sanatçılarından DJ Barış K’nın eseri 70’li yılların Türk müziğinin muhteşem bir derlemesi olan ‘İstanbul 70’ ve daha birçok özel konuyu konuştuk.

“Barış K’nın İstanbul 70 albümü ile Türkiye’nin müzikteki altın çağını dünyaya tanıtmayı amaçlıyoruz.”

Yeni çıkacak albümlerden başlayalım. Nublu Records sanatçılarından Barış K’nın yeni albümü ‘İstanbul 70’ nasıl ortaya çıktı? 

Cihangir’de bulunan Mini Müzikhol çok sevdiğim bir gece kulübüdür ve İstanbul’da olduğum zamanlar sık giderim. 3-4 sene önce bir gece Barış K çalıyordu, 70’li yılların Türk müziklerine muhteşem editler yapmıştı. O yılların müziğini ‘Funk’ ve ‘Psych’ türleriyle harmanlamıştı. Kulüp ortamına göre derlenmiş olan bu müziği çok beğendim, kendisiyle konuştum ve albüm yapmaya karar verdik.

Daha sonra?

Bir araştırma yaptım ve daha önce 70’lerin Türk müziğinin yeniden derlendiği bazı albümlerin olduğu fakat izinsiz çıktıklarını öğrendim. Biz öncelikle, İstanbul 70 albümünde yer alan tüm parçaların haklarını satın aldık, sonunda da albümü çıkardık.

Barış K’nın İstanbul 70 albümü neden önemli sizce?

Tüm dünyada 70’li yıllar müzik için çok önemlidir. Çok yaratıcı bir dönemdir. O döneme müziğin altın çağı diyebiliriz. Türkiye de müziğin bu altın çağından olumlu anlamda etkilendi. Birçok 45’lik çıktı, birçok başarılı, muhteşem sanatçılar vardı! Erkin Koray, Barış Manço, Ajda Pekkan, Cem Karaca hep bu dönemde ortaya çıkan sanatçılarımız! O dönemin müziklerini şahsen çok ilginç buluyorum. Müzik çok farklıydı. Elektro saz, gitar, disko, psychedelic kısacası o zamana kadar birbiriyle alakası yok gibi duran her şeyin birbirine karıştığı, doğu ve batı müziğinin iç içe geçtiği çok farklı bir dönemdi Türkiye’de 70’li yıllar.

Albümün amacı ne diye sorsam!

Türkiye’nin müzikteki bu altın çağını dünyaya tanıtmak ilk amaç! Ayrıca Türk insanına Türk müziğinin yalnızca son dönem pop müziklerinden ibaret olmadığını göstermek istiyoruz.

Bu albümde yer alan sanatçıların günümüzün Türk müziğine olumlu etkisi oldu mu?

Dediğim gibi 70’li yıllar müzik açısından çok farklı bir dönemdi. 80’ler ve 90’larda aynı etkiyi göremedik müzikte bana sorarsan. Elbette güzel müzikler var günümüzde, fakat genel olarak olumlu düşünmüyorum günümüzün Türk müziği hakkında. Etraf Sezen Aksu ve Tarkan taklidiyle dolu. 70’lerde ilginç arayışlar vardı, beklenmedik sesler vardı. Artık aynı etkiyi görmek çok zor. Müzik değişiyor ve bence olumlu anlamda değil.

“Müziğimizin türü ‘Nublu Sound’”

Gelelim Istanbul Sessions’a! Night Rider, ikinci İstanbul Sessions albümü. İlk İstanbul Sessions fikri nasıl çıkmıştı ortaya?

4 sene önce İstanbul’da bir parti düzenleniyordu ve orada sahneye çıkmak için davet aldım.  Partide doğaçlama müzik yapmaya karar verdim, birkaç arkadaşımı çağırdım. 3.5 saat müzik yaptık, insanlar çok eğlendi, dans ettiler. Yalnızca müzik vardı, söz yoktu. Bu tip konserleri birkaç defa daha verdikten sonra ara sıra birlikte çaldığım trompetçi arkadaşım Erik Truffaz’ı çağırdım ve onunla da bir konser verdik. Çok beğenildi ve sonunda yaptığımız bu müziği albüme çevirmeye karar verdik, sonunda da ortaya ‘Istanbul Sessions with Erik Truffaz’ çıktı.

Erik Truffaz ile nasıl tanıştınız?

8 yıl önce İstanbul’da ortak bir arkadaşımız sayesinde tanıştık. Birbirimize CD’lerimizi verdik, müziklerimizi çok beğenince birlikte çalışmaya karar verdik.

‘Istanbul Sessions with Erik Truffaz’ albümü beklentilerizi karşıladı mı?

Özellikle Avrupa’da çok tuttu albüm. Doğal olarak da herkes konserlere Erik Truffaz ile çıkmamızı istiyordu fakat Erik Truffaz bizim misafir sanatçımızdı ve çok yoğun bir programı vardı. Onun yokluğunda bazı konserleri gerçekleştiremedik, o yüzden yeni albümümüz ‘Istanbul Sessions Night Rider’da misafir sanatçımız yok.

İkinci albüm Istanbul Sessions Night Rider’dan beklentiniz nedir?

Ulaşabildiğimiz kadar insana ulaşmak.

“Teknik kullanmıyorum, duygularımla yapıyorum müzikleri.”

Müzikler sözsüz. İsimlerini nereden veriyorsunuz bu parçalara?

Müziği yaparken kendiliğinden geliyor adı kafama. Bazen müziğe göre isim veriyorum, bazen isme göre müzik yapıyorum. Bazen de müziği yapıyorum, ismi sonradan keyfime göre veriyorum. Genelde isim müziğe uysun diye çok düşünüyorum tabii ki.

İlham nereden geliyor? Nasıl yaratıcı kalıyorsunuz?

Yaşadıklarım, gördüklerim, tanıştığım insanlar, duyduğum yeni sesler benim kendimi geliştirmemi sağlıyor.

Çok kültürlü, çok uluslu oluşunuzun yaptığınız müziğe etkisi var mı?

Hiç böyle düşünmedim. İçimden ne geliyorsa onu yapıyorum. Ben teknik kullanmıyorum, duygularımla yapıyorum müzikleri.

İstanbul Sessions Night Rider’daki müziğin türüne ne isim koyarsınız?

‘Nublu sound.’ Bir önceki Istanbul Sessions da aynı şekilde!

“Türkiye’de bugüne kadar birçok harika müzisyenle çalıştım ya da çalışıyorum.”

Ekip önemli mi?

Değişik gruplarım var; İstanbul Sessions, Wax Poetic, Wonderland, Love Trio. Hepsinde de iyi müzisyenlerle çalışıyorum. Mesela Istanbul Sessions’daki basçımız Alp Ersönmez Tarkan’la ve Nil Karaibrahimgil ile çalışıyor, davulcumuz Turgut Alp Bekoğlu hem Sezen Aksu’nun hem Ajda Pekkan’ın davulcusu, perküsyoncumuz İzzet Kızıl neredeyse herkes için çaldı. Hepsi de çok değerli insanlar. Kesinlikle ekip çok önemli.

Çalışmak isteyip de çalışmadığınız bir müzisyen var mı?

Mesela Orhan Gencebay ile çalışmak istemiştim. 12 adet remix yapmıştım Orhan Gencebay’a. Oğlu ve eşi müzikleri çok beğense de Orhan Gencebay, hayranlarının göstereceği tepkiye emin olamadı ve proje yattı. Ancak daha sonra kendisi bir Remix albüm çıkardı ve tutmadı. O da başka bir konu! Ancak yine de kendimi şanslı hissediyorum, çünkü Türkiye’de bugüne kadar birçok harika müzisyenle çalıştım ya da çalışıyorum.

“Farklı sesleri, farklı müzikleri duymaktan hoşlanıyorum.”

Kim bu müzisyenler?

İstanbul Sessions’daki ekibimi çok seviyorum. Ayrıca Wonderland için Hüsnü Şenlendirici ve çok iyi bir kanuncu olan Aytaç Doğan ile çalıyorum. Bazen konserleri olduğunda Duman ile takılıyorum. Athena ile çaldım.



Türkiye’deki müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

İkiye ayrılıyor. Çok beğendiğim gruplar var, ancak pop dünyasında bence felaket bir durum söz konusu. Televizyona baktığımda gördüklerimden hoşlanmıyorum. Herkes birbirinin aynı. Ama tüm dünyada durum böyle. Bunların dışında bir sürü alternatif, bağımsız müzik yapan müzisyenler de var ve ben çoğunu beğeniyorum. Ben farklı sesleri, farklı müzikleri duymaktan hoşlanıyorum. Türkiye’de de yeni müzikler, yeni fikirler çıkıyor ve bu durum beni mutlu ediyor.

Birçok ülkede sahneye çıktınız? Hangi ülkede seyirciden, dinleyiciden daha çok etkilendiniz?

Hayatımda hiç kötü bir dinleyici kitlesine hitap etmedim. Ülkeden ülkeye insanlar değişmiyor, tüm dünyada seyirci birbirine benziyor. Dolayısıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki; her ülkede, her mekanda seyirciden etkilendim ben. Keyif almadığım konserler olmadı mı oldu fakat hiçbirinin nedeni seyirci değildi. Çaldığımız kulübün ortamı, ses kalitesi vs. gibi etkenlerden hoşlanmazsam keyif  almıyorum konserden.

“Norah Jones’u sadece 10 saniye dinledikten sonra sesinden ve güzelliğinden inanılmaz etkilendim.”

İstanbul sevdanız nasıl başladı?

1995 yılına kadar neredeyse her yaz aile ve akrabaları görmeye giderdim İstanbul’a. Fakat hep kısa süre kalırdım. ilk defa 1995 yılında İstanbul’da sahneye çıktım. Daha sonra daha sık gitmeye başladım. Senede bir, senede iki defa derken, şu an neredeyse her ay istanbul’a gidiyorum. Birçok insan tanıdım, birçok konserler verdim ve fazlasıyla alıştım İstanbul’a!

Norah Jones hikayesine gelelim, nasıl tanıştınız kendisiyle?

Benim vokal grubum olan Wax Poetic’in ilk zamanlarında Nicole diye bir vokalistimiz vardı. Londra’ya taşınması gerekiyordu, ben de etrafa soruşturdum, insanlara grubuma yeni bir vokalist aradığımdan bahsettim. Seçmeler yaptım, birçok insan dinledim fakat hiçbirine çok emin olamadım. O dönem Texas’tan gelen bir arkadaşım orada 18 yaşında muhteşem sese sahip bir kızla tanıştığını ve mutlaka dinlemem gerektiğini söyledi. Bir hafta sonra kız geldi, bizim stüdyoda dinledim onu. Sadece 10 saniye dinledikten sonra kızın sesinden ve güzelliğinden inanılmaz etkilendim. Gruba girip girmek istemediğini sordum. Kız kabul etti. 2000 yılında çalışmaya başladığım Norah Jones ile iki yıl çok güzel işlere imza attık.

“Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea, Brezilya’da verdikleri bir konserde 50.000 kişiye, ‘yolunuz New York’a düşerse mutlaka Nublu’ya gidin’ diye bağırdı.” 

Hala görüşüyor musunuz?

Hala Nublu’yu ziyaret eder ve sık sık görüşürüz.  Hatta Mayıs’ta çıkacak olan yeni Wax Poetic albümünde Norah Jones’un söylediği bir parça da olacak.

Başka var mı ilginç hikaye dünyaca ünlü sanatçılarla?

Nublu’ya birçok sanatçı gelir. Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea de Nublu’da çok vakit geçirir. Bir gün Brezilya’da verdikleri bir konserde 50.000 kişiye, ‘yolunuz New York’a düşerse mutlaka Nublu’ya gidin’ diye bağırdı.

Son zamanlarda kimlerle çalıştınız?

Jane Birkin ile İstanbul’da, Gilberto Gil ile de Brezilya’da Wonderland grubumun yeni albümü için kayıt yaptım. 

İsminiz nereden geliyor?

Ünlü heykeltıraş İlhan Koman’la babam çok yakın arkadaştı. İsmim oradan geliyor.

Müziğe 16 yaşında başladınız? Geç bir yaş değil mi?

Evet 16 yaşıma kadar squash oynadım. İsveç milli takımındaydım. Squash oynadığım dönemde de müziğe karşı inanılmaz bir ilgim vardı. Meraklıydım ve çok fazla müzik dinlerdim. 16 yaşımda elime ilk defa saksafonu aldım, bir daha da bırakmadım. İlk zamanlar komşuları delirtecek kadar çok saksafon çalardım. Günde en az 8-10 saat, sporcu disipliniyle çalışırdım. Bu dönemde de caz müziğin tarihini adeta ezberledim. Ancak zamanla klasik cazdan sıkılmaya başladım. 1995-1996 gibi müziğimi yenilemek ve üzerine bir şeyler katmak istedim. İşte o dönemler ‘Nublu Sounds’ ortaya çıkmaya başladı.

Etkilendiğiniz müzisyenler var mı?

Massive Attack ve Portishead! Ayrıca Rolling Stones ve Miles Davis gibi müzisyenlerden etkilendim ve onları dinleyerek büyüdüm. Jamaika müziğinin de yaptığım müziğe katkısı büyüktür.

“14 yaşında Jack Kerouac’ın ‘On the Road’ (Yolda) kitabını okudum. O kitabı okuduktan sonra hayatımda bir şeyleri değiştirmek ve yollara düşmek istedim.”

 Nublu Records’u ne zaman kurdununuz?

2005.

Nublu Records bünyesinde hangi sanatçılar  ya da gruplar bulunuyor?

3 Na Massa, Calibro 35, Forro in The Dark, Hess is More, I Led 3 Lives, Kudu, Love Trio, Nublu Orchestra, Otto, Our Theory, Wax Poetic, Barış K.

New York’ta bulunan kulübünüz Nublu ne zaman kuruldu ve kurarken kulüpten beklentiniz neydi?

2002’de açtık. Değişik fikirlerim vardı kulübü açarken. Club House olarak düşünmüştüm. Şarap, bira, çay, kruvasan bulunsun, prova yapalım, bazı geceler çalalım, biz bize olacağımız bir mekanımız olsun. Hala da mekanda o sıcaklık ve samimiyet hissediliyor bence.

Kızınız 13 yaşında. Müzikle ilgili mi?

Müzik dahil birçok şeyle ilgileniyor. Özellikle müzikle ilgilensin diye bir baskı yapmıyorum kesinlikle.

İsveç’ten New York’a neden taşındınız?

14 yaşında Jack Kerouac’ın ‘On the Road’ (Yolda) kitabını okudum. O kitabı okuduktan sonra hayatımda bir şeyleri değiştirmek ve yollara düşmek istedim. Stockholm’un bana yeterli gelmeyeceğini biliyordum. ‘Yolda’ haricinde 1979 yapımı New York’lu çetelerle ilgili bir film olan ‘The Warriors’ da bana burada yaşama isteği verdi. Yine de Stockholm’u terk etmek için 20’li yaşlarımın başını beklemem gerekti. Berklee School of Music’den aldığım burs ile Boston’a taşındım. Daha sonra da New York’a geldim. Müzik denince New York’tan başka yerde yaşanmaz gibi hissettim.

“Hayattaki amacım müzik yapmak ve o müziği insanlarla paylaşmak.”

Bunu çok kişiye soruyorum fakat çok sık İstanbul’a giden bir insan olarak siz bu sorunun en çok sorulması gereken kişilerdensiniz bence! İstanbul mu New York mu?

Çok benziyorlar. İkisi de deli dolu, dinamik, heyecan verici, çok hızlı değişen ve gelişen şehirler! İkisinde de deli dolu insanlar yaşıyor. Fakat İstanbul’da sanat ve iyi müzik seven insan New York’a göre daha az. Aslında yavaş yavaş artıyor ve bu konuda ben de elimden gelen katkıyı vermeye çalışıyorum.

İleride insanlar İlhan Erşahin’i nasıl ansın istersiniz?

Hayattaki amacım müzik yapmak ve o müziği insanlarla paylaşmak. Müziği insanlara hediye paketi yapıp öyle sunuyorum, evlerine gidip paketi açıyorlar ve o müzik artık hep onlarla kalıyor. Kısacası, müziğimizin olumlu anlamda kalıcı etkileri olsun, insanlara bir şeyler katsın istiyorum. Bu sadece benim değil Nublu’nun felsefesi! Birçok konserde olduğu gibi eğlensinler, evlerine dönsünler ve o müziğe dair bir şey hatırlamasınlar istemiyorum. Konserlerde insanları bulundukları ortamda seyahate çıkartabiliyorsam ve onlara keşfedecekleri yeni şeyler verebiliyorsam çok mutlu oluyorum.

En gurur duyarak yaptığınız proje?

Hepsi diyebilirim. Her şeyden farklı farklı keyif alıyorum. Fatih Akın’ın ‘New York I Love You’daki kısa filmine müzik yapmak çok keyifliydi mesela. Fatih Akın çok eğlenceli biri, zaten o filmden sonra iyi arkadaş oldum kendisiyle. Onun dışında İsveç’te yayınlanan Orhan Pamuk belgeseline müzik yapmak, Norah Jones, Erik Truffaz, Jane Birkin, U-Roy gibi sanatçılarla çalışmak hepsi çok güzeldi. Dediğim gibi bu soruya kesin bir cevabım yok. Bugüne kadar yaptığım her projeden ve çalıştığım her insandan büyük keyif aldım.

Son soru! Bu kadar başarılı bir müzisyen olmasanız ne yapardınız?

Ağzımda puro, Küba’da balık tutardım herhalde.

Cem Arıdağ



Wednesday, February 8, 2012

Peter Gabriel - Lovetown

Hayatımda dinlediğim en iyi müziklerden + izlediğim en iyi kliplerden!
Yıllar geçse de hayat boyu unutulmayacaklardan...

'Philadelphia' filminin soundtrack'i gibisi gerçekten az gelir...
Her şarkı mı bu kadar güzel olur anasını satayım!