Yayınlanmayan bir röportajım!
Neyse ki canım blogum var.
Neyse ki canım blogum var.
Orada hiçbir başka gerçek yoktur! Tekrar yaşama tutunabilmek dışında.”
CANAN ÇEVİK
7.2 büyüklüğündeki Van depremi, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin doğusunda meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti. Van iline bağlı Erciş ilçesi merkezli afette, 600’dan fazla kişinin hayatını kaybetmesi, 4.000’in üzerinde yaralı ile birlikte, toplamda 10.000’den fazla ailenin evsiz barksız olarak karlı kış günlerinde sokaklarda kalması, tüm Türkiye’yi ve dünyanın dört bir yanındaki duyarlı insanları büyük üzüntüye boğdu.
Felaketin ardından hissettiklerim yeterince yoğun ve üzücü iken; bazı televizyon kanallarında ve sosyal medyada gördüklerim ve duyduklarım karşısında adeta dehşete kapıldım. “Haber her ne kadar Doğu’dan gelse bile, hepimiz derinden sarsıldık” diyenler, Van’a yapılan yardımları bir lütuf olarak görenler ve sosyal medyadaki acımasız yorumlar...
Sanırım, sosyal medyadaki yorumlar en vahimi idi. Deprem, Kürt vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı bir bölgede gerçekleştiği için bunu ilahi adaletle dahi açıklamaya çalışanlar vardı. İnsanın, insanlığını unuttuğu, ideolojilere teslim olduğu anlar depremin kendisi kadar korkunç!
Deprem sonrası, Van doğumlu, dile kolay 18 yıl deprem bölgesinde yaşamış, annesi babası ve kardeşleri hala Van’da yaşayan, kendisi ise ABD’de bulunan University of Massachusetts Amherst'te (UMASS Amherst) ekonomi doktorası yapan Canan Çevik’le iletişime geçtim. Amacım, bu korkunç faşist düşüncelere inat, hümanist bir röportaj gerçekleştirmekti...
Hem depremin kendisi, hem deprem sonrası Türkiye’de bazı insanlardan gelen ırkçı yorumlar, Canan Çevik’i üzmüştü.
Öncelikle geçmiş olsun. Depremden ne kadar sonra ulaşabildin Van’da yaşayan ailene?
Olaydan yaklaşık dört saat sonra konuşabildim ailemle; ama depremden hemen sonra İstanbul'da yaşayan ablamdan Van’da yaşayan ailemin hayatta olduklarını öğrenmiştim.
Zarar gören tanıdığın var mı?
Orada o kadar çok akrabam ve tanıdığım var ki, depremin ardından çok fazla zaman geçmiş olsa da tam olarak hepsinin iyi olup olmadığını hala bilemiyorum. İletişimim şu anda bile oldukça sınırlı.
“Deprem kadar ürkütücü idi sanal medyada okuduklarım.”
ABD’de yaşıyorsun? Etrafındaki yabancı insanların tutumu nasıldı deprem sonrası?
Deprem yabancı basına da yansıdığı için birçok insandan, deprem bölgesi ile alakam olup olmadığı yönünde sorular aldım. Cevabım “evet” olunca, elbette ikinci soru, ailemin iyi olup olmadığı ile ilgili oldu. Ayrıca, okul yönetimi tarafından Türk öğrencilere ‘geçmiş olsun’ mesajı yollandı.
Peki… Televizyonlarda, deprem sonrası bazı sunucular tarafından ‘talihsiz’ cümleler kullanıldı biliyorsun. Müge Anlı ve Duygu Canbaş’ın sözleri hakkında ne düşünüyorsun?
Bu sözleri oldukça değersiz ve yersiz buldum. Dünyanın neresinde olursa olsun, nasıl bir afet/kaza olursa olsun, yapılacak tek şey acıyı paylaşıp, her anlamda destek olmaktır. Bundan öte söyleyeceğim her şey bu kişilerin ve söylediklerinin üzerinde gereksizce durmak olur. Onları ciddiye almıyorum. Bir de kişileri değil onların tutum ve söylemlerine yol açmış/açacak nedenleri konuşmakta fayda var kanımca.
Bir takım insanlar, inanılmaz ırkçı bir yaklaşımda bulundular depreme karşı. Depremin Kürt vatandaşların yaşadığı bir bölge olması ve terör saldırılarının hemen ardından gerçekleşmesini ‘ilahi adalet’ diye bile değerlendirenler oldu. Bu görüşler istisna mı? Yoksa toplumun genel bir görüşünü mi yansıtıyor?
Evet, deprem kadar ürkütücü idi sanal medyada okuduklarım. Bazı şeyler ve anlar doğası gereği her türlü söylemden, fikirden, ideolojiden arındırılmıştır. Doğal afet bunun en önemli örneklerindendir. İnsan, durum karşısında acizdir. Ve orada hiçbir gerçek yoktur tekrar yaşama tutunabilmek dışında.
Böyle bir durumda bile; saygı, sevgi, empati akıl sınırlarının hepsini aşıp, böylesi nefret söylemlerinde bulunmak, Türkiye'nin bu anlamda ne kadar vahim bir durumda olduğunun acı bir göstergesidir.
Bu tip ırkçı söylemlerin istisna olduğunu düşünmüyorum. Refleks haline gelmiş, bulduğu her zeminde ortaya çıkan bu faşist söylemlerin, sahipleri tarafından sorgulandığını da zannetmiyorum. Bunu anlayabiliyorum çünkü bu refleksi edindiren tüm araçlara öyle çok yerden, resmi, gayri-resmi ve farklı şekillerde maruz kalınıyor ki, bu Türk olmanın neredeyse bütünleyici bir tanımı oluyor. Böylelikle Türkiye’de bu nefret söylemleri, faşizm zemininde kolayca ve çoğunluk tarafından destek bulup meşrulaştırılabiliyor... Gündelik bir söylem haline geliyor. Aksi yönde bir tepki ise özellikle şu günlerde sizi hapse kadar sürükleyebiliyor.
(Bakarsınız geç de olsa yayınlanır. Dünya hali!) Cem Arıdağ

0 comments:
Post a Comment