Saturday, June 11, 2011

‘Okyanus Ötesi’yle Türkiye arasındaki köprüler atılıyor mu?

Daha önce yazdığım hiçbir yazıya benzemeyen oldukça ciddi, politik bir yazı kaleme aldım. Lütfen şöyle buyrun...


Cem Arıdağ
9 Haziran 2011

‘Okyanus Ötesi’yle Türkiye arasındaki köprüler atılıyor mu?

The Economist Dergisi'nin “CHP’ye oy verin” çağrısının yankıları bitmeden, Türkiye dışından ardı ardına hükümet karşıtı yazılar gelmeye başladı. Önce İngiliz Financial Times Gazetesi Türkiye’nin güçlü bir muhalefete ihtiyacı olduğunu, bu yüzden de CHP’nin oylarını artırması gerektiğini belirtti. Bu görüş, The Economist’i destekler nitelikteydi. Yazıları dikkatli incelediğimizde, şu andaki hükümetin ekonomik başarılarından ve 12 Haziran seçimlerinin kazananı olacağından bahsedildiğini görüyoruz. Öte yandan, AKP’nin mecliste anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşmasının tehlikeli olabileceğine dikkat çekiliyor. Kısacası vurgulanmak istenen, demokrasi adına güçlü bir muhalefet olması gerektiği... Ortada çok sert bir hükümet eleştirisi yok!

İleri demokrasiyi her fırsatta savunan Başbakan ise bu yazılara çok sert tepki gösterdi ve mitinglerinde bu dergi ve gazeteyi halka şikayet etmekte sakınca görmedi: “AK Parti yanlısı bir yazı olsaydı dahi aynı tepkiyi gösterirdim.” diyen Başbakanımız'ın daha önce özellikle 27 Nisan 2007 Muhtırası sonrası kendisini destekleyen başta The Economist olmak üzere yabancı basına en ufak bir tepki göstermemesi ilginç tabii ki... Başbakan, kendi safında yer almayan dış basın organlarını halka şikayet ederken, çok daha beterinin geleceğinden habersizdi muhtemelen! Her fırsatta Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen Wall Street Journal tarafından belki de hayatının en ağır dış basın eleştirisini aldı Recep Tayyip Erdoğan! Wall Street Journal, Erdoğan’ın kendisini eleştirenlere karşı olan sert ve asabi tutumuna dikkat çekerken, muhaliflerini yargılanmadan tutuklatan, muhalif gazeteleri kapatan ve bu uygulamalara karşı çıkan üst düzey yargıçları görevlerinden alan eski Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed’e benzeterek Erdoğan’a karşı oldukça ağır bir eleştiri yöneltti. Haber henüz çok taze! Muhtemelen Başbakan’ın bu yazıya cevabı gecikmeyecektir.

Peki, ABD’nin en çok okunan gazetelerinden birinde çıkan bu sert eleştiri ABD ve Türkiye arasındaki ekonomik, ticari ya da politik ilişkileri etkileyecek mi?

Basının genellikle iktidara göre şekillendiği Türkiye’nin aksine, ABD’de daha dengeli bir basın ve politika ilişkisi olduğunu biliyoruz. Buna rağmen Wall Street Journal’da çıkan bu yazı başta olmak üzere, Batı gazetelerinin CHP yanlısı bir politika çizmesinin, yeni dönemde Başbakan’ın yüzünü her zamankinden daha fazla Arap Dünyası’na dönmesine yol açması kuvvetle muhtemel...

2002 senesinde yani ilk kez iktidara geldigi dönemde Avrupa Birliği yanlısı bir politika çizen, ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail’le her zaman iyi ilişkiler kuran hükümetin, ikinci döneminde başlayan Ortadoğu’ya daha dönük politikasını üçüncü döneminde daha da artırma ihtimali çok yüksek. Avrupa’nın, ABD’nin ve elbette İsrail’in neredeyse terörist ilan ettiği İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la olan samimi ilişkisini buna güzel bir örnek olarak değerlendirebiliriz. Sonuç olarak, 2010 yılı Mayıs sonuna kadar Erdoğan’ın Batı ve Doğu arasındaki dengeyi gözeterek sürdürdüğü politikanın, Mavi Marmara olayından sonra iyice Doğu’ya doğru dönmeye başladığı tartışılmaz bir gerçek!

Ancak, AB’nin sıradan bir üyesi olmaktansa Arap Dünyası’nın lideri olmayi planlayan Başbakan'ın, İsrail ve Avrupa ülkeleriyle arasındaki köprüleri tamamen atacak olsa dahi, ABD ile olan ticari, ekonomik ve politik ilişkileri zedelemek istemeyeceğini öngörmek mümkün. Bu noktada da henüz çok taze olan bir haberi hatırlatalım; Amerikan ‘Politico’ Gazetesi, ABD yetkililerine dayanarak verdiği haberde, Başkan Obama’nın ‘kişisel anlamda en iyi ilişki kurduğu yabancı liderlerden birinin Başbakan Erdoğan olduğunu’ belirtmiş. Kişisel mi değil mi bilemeyiz ancak politik açıdan iyi ilişki kurması gereken insanlardan biri olduğu kesin.


ABD, yıllardır müttefiki olan Türkiye’yi asla ama asla karşısına almak istemez. Bahsettiğimiz yalnızca ABD’nin savaş politikasındaki stratejik ortaklık, İncirlik üssü vs. gibi nedenler değil... Ekonomik anlamda da ABD’nin Türkiye’ye çok ihtiyacı olduğunu unutmamak gerek.. ABD İstanbul Başkonsolosu Scott Kilner’ın geçtiğimiz aylarda yaptığı konuşma, politikanın dışında ekonomik anlamda da ABD’nin Türkiye’ye ne kadar ihtiyacı olduğunu gösteriyor;  “Türkiye’nin dinamizmi ABD için de son derece önemli, Türkiye’yi giderek değeri artan ekonomik ortak haline getiriyor.”

Bunun dışında, Türkiye Odalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu çeşitli temaslarda bulunmak üzere gittiği ABD’de, Türkiye-ABD arasında ekonomik işbirliğinin artması gerektiğine dikkat çekti ve Türk iş adamlarını ABD’de daha çok yatırım yapmaya davet etti. Hisarcıklıoğlu kısacası politik ve askeri anlamda her zaman müttefik olan bu iki ülkenin ekonomik açıdan da ilişkilerinin sağlam olmasının önemine vurgu yaptı.

Velhasıl; ABD’nin saygın ve çok okunan bir gazetesinde çıkan çok ağır bir hükümet eleştirisinin yanında, özellikle seçim zamanlarında gündeme gelen 'O Amerika’nın kuklası', ‘Asıl o Amerika’nın oyuncağı, ‘Türkiye Okyanus ötesinden yönetiliyor’ tartışmalarının olduğu bir ortamda dahi ABD ile Türkiye arasındaki köprülerin asla atılmayacağını düşünmeliyiz. Başbakan, İsrail ve Avrupa ile arasındaki gemileri yaksa bile, ABD ile Türkiye’nin ilişkisinin bozulmasına izin vermeyecektir. Bu kadar yüksek bir ekonomik işbirliği potansiyelini kolay kolay elinin tersiyle itemez Başbakan. Ayrıca, şöyle de bir gerçek var ki; seçim bitecek, ortalık durulacak ve sahada olan sahada kalacaktır günün sonunda.

Gönül ister ki; ülkeleri Avrupa ülkesi, Arap ülkesi, İsrail, ABD olarak ayırmadan herkese eşit mesafede duralım. Bu gerçek olur mu bilinmez ancak, Türkiye ve ABD’nin arasındaki politik  ilişkinin yanında ekonomik ilişkinin de her geçen gün arttığı bir gerçek! Köprülerin atıldığı yok kısacası, tam aksine her geçen gün aramızdaki bağlar daha da kuvvetleniyor.

Cem Arıdağ

0 comments:

Post a Comment